ISSN 2149-0287
Bosphorus Medical Journal - BMJ: 6 (3)
Volume: 6  Issue: 3 - 2019
ORIGINAL RESEARCH
1.Evaluation of Consistency with Total Knee Arthroplasty Implants to Our Society With Three-Dimensional CT
Ahmet Onur Akpolat, Sinan Karaca, Fatih Kılınç, Erkan Akgün, Nazım Karahan, Bekir Eray Kılınç
doi: 10.14744/bmj.2019.86158  Pages 75 - 81
GİRİŞ ve AMAÇ: Amacımız ülkemizde yaşayan insanların diz morfolojisini anlamak ve ülkemizde yaygın olarak kullanılan diz artroplasti markalarına ait protezleri ile olan uyumunu değerlendirmek.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya farklı nedenlerle dolayı alt ekstremiteye anjiyo bilgisayarlı tomografi çekilmiş 104’ü (%52) erkek, 96’sı (%48) kadın 200 hasta dahil edildi. Proksimal tibiadan ve distal femurdan beşer farklı parametre değerlendirme kriteri olarak kullanıldı. Ölçümler sonrası her bir protez markasının o hasta için uygun protez boyu belirlendi ve uygun protez boyu ile hasta ölçümleri istatistiksel olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Hastaların elde edilen femoral ölçümleri ile çalışmaya dahil edilen firmalara ait protezlerin femoral komponentleri arasında istatistiksel olarak uyum saptanamadı (p>0.05). Tibia ölçümleri ile çalışmaya dahil edilen firmalara ait protezlerin tibial komponentleri arasında istatistiksel olarak uyum saptanamadı (p>0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yapılan metrik değerlendirmeler sonucu diz protez markaları boyutları ile ülkemizdeki yaşayan insanların antropometrik değerleri arasında bir uyumun olmadığı görülmüştür.
INTRODUCTION: Aim is to investigate the morphology of the knee of the people living in our country and to evaluate the harmony of the knee arthroplasty with their prosthetics, which are widely used in our country.
METHODS: In this study, 200 patients, who had a CT taken for the angio of the lower extremity for various reasons, were included. Among 200 patients, 104 (52%) of them were male and 96 (48%) of them were female. Five different parameters from the proximal tibia and distal femur were used as evaluation criteria. After the measurements, the appropriate denture size for each denture brand was determined and the appropriate denture size and patient measurements were statistically evaluated.
RESULTS: The femoral measurements of the patients and the femoral components of the prosthetics of the companies included in this study were not statistically compatible (p>0.05). Similarly, the tibia measurements and tibial components of the prosthetics of the companies included were not statistically compatible (p>0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: As a result of the metric evaluations, it was observed that there was no harmony between the size of knee prosthetic brands and the anthropometric values of living people in our country.

2.Effect of Spinal Growth Plate Reimplantation on Growth: Experimental Study in Lambs
Ahmet Hamdi Akgülle, Erhan Okay, Reshad Zeynlaov, Onur Başçı, İlker Tinay, Evrim Şirin
doi: 10.14744/bmj.2019.40469  Pages 82 - 88
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızın amacı, anomalili bölgedeki sorunu sağlam segmentlere zarar vermeden çözümlemek için segmentasyon defektlerindeki epifiz eksikliğini telafi etmek amacı ile büyüme plağı transferinin kullanılabilirliğini ve büyüme üzerine etkisini değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamızda 6 adet kuzuda L3-4 vertebra arası disk ve büyüme plaklarından 6.5 mm çapında bir greft çıkarılıp aynı bölgeye reimplante edildi. L2 ve L5 vertebra kontrol grubu olarak alındı. İki ay sonra büyümenin etkilenmesi radyolojik ve histolojik olarak incelendi.
BULGULAR: Sonuç olarak çalışma ve kontrol gruplarının 2 aylık büyüme yüzdeleri karşılaştırıldığında, radyolojik açıdan anlamlı bulundu [çalışma: %5.467, kontrol: %4.17; p=0,025, (p<0.05)]. Histolojik olarak üç vertebrada normale yakın epifiz yapısı, üç vertebrada ise yoğun fibrozis görüldü. Hiçbir preparatta epifiz iskemisinin bulgusu olan proliferatif zon kalınlaşması görülmedi. Fibrozis görülen preparatların sadece bir tanesinde fiz hattında kemik köprüleşme gözlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Konjenital segmentasyon defektlerinde büyüme plağı transferi, fizyolojiye yakın vertebral büyüme sağlayan uygulanabilir bir tekniktir.
INTRODUCTION: This study aims to evaluate the possibility of treating the defective segment without damaging the healthy adjacent vertebrae using growth plate transfer in segmentation defects.
METHODS: In this study, a 6.5 mm diameter graft of intervertebral disc and growth plate between L3-4 vertebrae of six lambs were harvested and reimplanted to the same area. L2-L5 vertebrae were taken as a control group. Two months later, the growth of the reimplanted tissue underwent radiological and histological evaluation.
RESULTS: Radiologically, comparison between study and control groups concerning bimonthly growth percentages (study: %5,467, control: %4,17) were found statistically significant [study group: %5,467, control group: %4,17; p=0.025, (p<0.05)]. Histologically, three vertebrae epiphyses were found to be near normal appearance, but in three vertebrae, severe fibrosis was seen. Proliferative zone thickening, which is evidence of epiphyseal ischemia, was not observed in any of the samples. Bone bridging of the physics was seen in only one sample.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Growth plate transfer in the treatment of congenital spinal deformity has found to be feasible technique, which provides a physiological vertebral growth.

3.Adult Vaccination Awareness in Physicians
Gülden Yürüyen, İlkim Deniz Toprak, Yasin Kutlu
doi: 10.14744/bmj.2019.25733  Pages 89 - 93
GİRİŞ ve AMAÇ: Ülkemizde ve tüm dünya genelinde erişkin sağlığı düşünüldüğünde, aşılama gibi koruyucu tıp uygulamaları önemini korumaktadır. Çalışmamız ile erişkin aşılaması konusundaki hekim yaklaşımları ve uygulamaları konusunda farkındalık oluşturmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Erişkin aşılaması ile ilgili güncel literatür incelenip 22 adet çoktan seçmeli sorudan oluşan farkındalık anketi oluşturuldu. Yerel etik kurul onayı alındıktan sonra, 200 adet hekime sorular soruldu. Verilen cevaplar sıklık hesabına göre yüzdesel olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Hekimlerden alınan bilgilere göre; hekimlerin erişkinlikte aşı olma oranı %87, en fazla olunan aşı Hepatit B aşısıdır. Hekimlerin hastalarına aşılama önerme oranı %90 olup oldukça yüksek saptanmıştır. Hekimlerin sadece %20’si mezuniyet sonrasında aşı ile ilgili bir eğitim faaliyetinde yer almıştı ve sadece %30’u günlük pratiğinde erişkin aşılamasına gereken önemi verdiğini ifade etti. %88.5’lik oran ile hekimlerin çoğu kendilerine pratik hatırlatma sisteminin getirilmesini istiyordu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Teorik bilgiler ve cevapların doğruluk oranlarına bakıldığında genel olarak hekimlerin teorik bilgilerinin yeterli olduğu tespit edilmiştir. Ancak riskli gruplarda yapılması gereken aşı uygulamaları ve seyahat sağlığı konusunda mevcut bilgilerinin güncellenmesi gerektiği düşünülmüştür.
INTRODUCTION: When adult health is considered in our country and all over the world, preventive medicine applications, such as vaccination, remain important. With this study, we aimed to raise awareness about physician approaches and practices in adult vaccination.
METHODS: For this study, the current literature on adult vaccination was examined, and an awareness questionnaire consisting of 22 multiple choice questions was prepared. After the approval of the local ethics committee, 200 physicians were asked questions. The responses were evaluated as a percentage according to the frequency calculation.
RESULTS: According to the information obtained from the physicians, the Hepatitis B vaccine was the most common vaccine in adults. The rate of doctors recommending vaccination to their patients was 90%, which found to be quite high. Only 20% of the physicians were involved in vaccination-related training after graduation, and only 30% of them said they attach the necessary importance to adult vaccination in their daily practice. With a rate of 88.5%, most physicians wanted to have a practical reminder system.
DISCUSSION AND CONCLUSION: When the accuracy of the theoretical information and answers were examined, that the findings suggest that the theoretical knowledge of physicians was sufficient. However, we should note that the current knowledge about vaccination applications and travel health should be updated in risky groups.

4.The Outcomes of Primary 23-gauge Vitrectomy in Retinal Detachment Patients with Grade C Proliferative Vitreoretinopathy Surgery
Hatice Nur Tarakçıoğlu, Burcu Kemer Atik, Abdullah Özkaya
doi: 10.14744/bmj.2019.39974  Pages 94 - 98
GİRİŞ ve AMAÇ: Evre C proliferatif vitreoretinopatinin (PVR) eşlik ettiği retina dekolmanı hastalarında primer vitrektomi cerrahisinin sonuçlarını değerlendirmek.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Geriye dönük, tek cerrah olgu serisi. Evre C PVR’si olan ve 23-gauge vitrektomi uygulanmış ve cerrahi sonrası takip süresi en az 12 ay olan retina dekolmanı hastaları çalışmaya alındı. Çalışmanın birincil sonlanım noktası tek cerrahi sonrası anatomik başarı (retinanın tamamen yatışık olması) oranı idi.
BULGULAR: Toplamda 42 hastanın 42 gözü çalışmaya alındı. Ortalama yaş 57.6±13.9 (27-88 arası) yıl ve ortalama takip süresi 17.1±4.8 (12-22 arası) ay idi. Kırk iki hastanın 32’sinde (%76.2) tek cerrahi sonrası anatomik başarıya ulaşıldı. Kalan 10 hasta yeniden opere edildi ve final anatomik başarı oranı %95.2’ye (42 hastanın 40’ı) yükseldi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Evre C PVR’li retina dekolmanı hastalarında vitrektomi etkili bir tedavi yöntemidir.
INTRODUCTION: To assess the outcomes of primary vitrectomy in retinal detachment (RD) patients with grade C proliferative vitreoretinopathy (PVR).
METHODS: In this study, retrospective, single-surgeon case series were examined. The patients who had an RD with grade C PVR and underwent 23-gauge vitrectomy, and had a minimum follow up period of 12 months were included. The primary outcome measure of this study was the anatomical success (achievement of the totally attached retina) rate after a single surgery.
RESULTS: A total number of 42 eyes of 42 patients were included in this study. The mean age was 57.6±13.9 years (range 27-88 years), and the mean follow-up was 17.1±4.8 months (range 12-22 months). The anatomical success rate after a single operation was achieved in 32 of the 42 patients (76.2%). The remaining 10 patients were operated again, and the final success rate increased to 95.2% (40 of the 42 patients).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The findings suggest that vitrectomy is effective in the treatment of RD with grade C PVR with satisfactory anatomical success.

CASE REPORT
5.Silent Celiac Disease and Primary Biliary Cirrhosis Underlying Fibromyalgia: A Case Report
Aliye Tosun, Sinan Akay, Ümit Seçil Demirdal, Zehra Akpınar, Korhan Barış Bayram, Semra Ergan, Ayhan Aşkın
doi: 10.14744/bmj.2019.73645  Pages 99 - 102
Fibromiyalji sendromu (FMS), kronik yaygın kas iskelet sistemi ağrısı, sertlik ve çoklu noktalardaki hassasiyet ile karakterizedir. FMS, diğer tıbbi bozuklukların varlığına göre primer veya sekonder olarak sınıflandırılabilir. Sıklıkla FMS ile ilişkili komorbid bir hastalık olan irritabl bağırsak sendromunun, gluten'in inflamasyon, villöz atrofi ve malabsorpsiyon ile sonuçlanan ince bağırsak mukozasında bir otoimmün reaksiyonu tetiklediği çölyak hastalığı (ÇH) ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Primer biliyer siroz (PBS), ÇH’de en sık bildirilen karaciğer hastalığıdır. Glutensiz bir diyet, ÇH için tek etkili tedavidir ve hastalığın zahmetli sonuçlarını önler. Burada yüksek karaciğer biyokimya testleri ve demir eksikliği anemisinin nedenlerini araştırdıktan sonra ÇH ve PBS tanısı alan bir fibromiyaljik kadın hastayı sunuyoruz.
Fibromyalgia syndrome (FMS) is characterized by chronic widespread musculoskeletal pain, stiffness and tenderness at multiple points. FMS can be classified as primary or secondary according to the presence of other medical disorders. Irritable bowel syndrome, a comorbid disorder frequently associated with FMS, has also been reported to be associated with celiac disease (CD) in which gluten triggers an autoimmune reaction in the small intestinal mucosa, which results in inflammation, villous atrophy, and malabsorption. Primary biliary cirrhosis (PBC) is the most common reported liver disease in CD. A gluten-free diet is the only effective treatment for CD and prevents the troublesome consequences of the disease. Herein, we present a fibromyalgic female patient in whom the diagnosis of CD and PBS were established upon investigating the causes of elevated liver biochemistry tests and iron-deficiency anemia.

6.Supraorbital Neuralgia: Case Report
Hatice Ferhan Kömürcü, Eren Gözke
doi: 10.14744/bmj.2019.62634  Pages 103 - 104
Supraorbital nevralji (SON), frontal bölgede supraorbital sinirin yayıldığı alanda şimşek çakması gibi ifade edilen ağrı ve parestezi ile karakterize, nadir görülen bir nevralji tipidir. SON için “International Classification of Headache Disorder-2”de şu kriterler belirlenmiştir; 1) Alında, supraorbital çukurda ağrı; 2) Supraorbital çukur ve supraorbital sinir trasesinde hassasiyet; 3) Semptomlarda supraorbital sinir blokajı ile kesin, ancak geçici rahatlama olması. Hipoestezi, parestezi ve allodini gibi duysal disfonksiyonlar ve tipik nevraljik özellikler vardır. Burada SON tanısı koyduğumuz ve spontan olarak şikayetleri düzelen bir olguyu sunuyoruz.
Supraorbital neuralgia (SON) is a rare type of neuralgia characterized by persistent pain over the supraorbital region and forehead along with shock like paresthesia in the distribution of the supraorbital nerve. SON is defined by the “International Classification of Headache Disorder-2” by the following three criteria: 1) Pain on the supraorbital notch, forehead; 2) Tenderness in the supraorbital notch and in the area supplied by the supraorbital nerve; 3) Absolute-but transitory-relief of symptoms upon supraorbital nerve blockage. Sensory dysfunctions, such as hypoesthesia, paresthesia and allodynia and typical neuralgic features, may be present. Herein, we present a patient with supraorbital neuralgia who spontaneously resolved.

7.Superior Mesenteric and Splenic Vein Thromboembolism due to PAI-1 SERPINE 4, MTHFR 1298 CC and Factor II Prothrombin 2021GA Mutations: A Case Report
Ahmet Can Sarı, Sönmez Ocak, Ömer Faruk Bük, Piltan Büyükkaya
doi: 10.14744/bmj.2019.57070  Pages 105 - 107
Venöz tromboembolizm genellikle ileri yaşlarda görülmekle birlikte genç popülasyonda da görülebilmektedir. Bu olgularda etiyolojide genetik bozukluklar ön planda olduğundan genetik tarama tedavinin bir parçası olmalıdır. Otuz dört yaşında genç hasta karın ağrısı ile acil servise başvurdu. Klinik ve radyolojik bulgular dalak infarktını işaret etmişti. Sorunsuz bir splenektomiden sonra hasta ciddi karın ağrısı nedeniyle tekrar acile başvurdu ve mezenter iskemi tanısı ile tekrar opere edildi. Genetik tarama sonucunda hastada PAI SERPINE 1 homozigot 4G/4G, MTHFR homozigot 1298 CC and factor II prothrombin 20210GA heterozigot mutasyonlar saptandı.
Venous thromboembolism is known as a geriatric disorder, but sometimes, it can be seen in young adults. In these cases, the physician must consider genetic disorders for etiological factors, and genetic screening must be a part of the management plan. A previously healthy 34 years old man admitted to the emergency room with abdominal pain. After clinical and imaging evolution, a diagnosis of splenic infarct was made. After an uneventful splenectomy, the patient was re-admitted with severe abdominal pain and re-operated because of mesenteric ischemia. The genetic screening revealed PAI SERPINE 1 homozygous 4G/4G, MTHFR homozygous 1298 CC and factor II prothrombin 20210GA heterozygous mutations.

Quick Search





LookUs & Online Makale