ISSN 2149-0287
Boğaziçi Tıp Dergisi - Bosphorus Med J: 13 (2)
Cilt: 13  Sayı: 2 - 2026
TAM SAYI
1. 
Full Issue

Sayfalar I - X

ORIJINAL ARAŞTIRMA
2. 
Genel Anestezi veya İnterskalen Blok Altında Artroskopik Rotator Manşet Onarımı Yapılan Hastalarda Erken Dönemde Fonksiyonel ve Ağrı Skorlarının Karşılaştırılması
Comparison of Functional and Pain Scores in The Early Period in Patients Undergoing Arthroscopic Rotator Cuff Repair Under General Anesthesia or Interscalene Block
Arif Çakar, Özgün Karakuş, Barış Yılmaz
doi: 10.14744/bmj.2026.85698  Sayfalar 27 - 37
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, genel anestezi (GA) ve interskalen brakiyal pleksus bloğu (ISB) uygulamalarının, artroskopik tek sıra veya çift sıra hilal şeklindeki rotator manşet yırtıklarının onarımından sonraki klinik sonuçlar üzerindeki etkilerini karşılaştırmayı amaçlamıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu retrospektif kohort çalışması, hilal şeklinde tam kat rotator manşet yırtıkları nedeniyle artroskopik onarım uygulanan 80 hastayı (46 kadın, 34 erkek; ortalama yaş 66,7) içermektedir. Hastalar GA (n=40) ve ISB (n=40) gruplarına ayrılmıştır. Yırtıklar Cofield sınıflandırmasına göre sınıflandırılmıştır. Fonksiyonel sonuçlar, Constant-Murley, ASES ve UCLA skorları ile eklem hareket açıklığı (JROM) ve görsel analog skala (VAS) ağrı skorları kullanılarak değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler ameliyat sonrası 6. ve 18. aylarda yapılmıştır.
BULGULAR: Altıncı ayda Constant-Murley, ASES ve UCLA skorları, GA grubuna kıyasla ISB grubunda anlamlı olarak daha yüksekti. On sekizinci ayda gruplar arasında anlamlı bir fark gözlenmedi. Her iki grup da zaman içinde anlamlı bir iyileşme gösterdi. JROM ve VAS skorları gruplar arasında benzerdi. Demografik değişkenler ve onarım tipi, sonuçlar üzerinde anlamlı bir etkiye sahip değildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: ISB, artroskopik rotator manşet onarımı sonrası kısa dönem fonksiyonel sonuçlarda iyileşme ile ilişkiliydi. Uzun dönem klinik sonuçlar, genel anestezi ile elde edilen sonuçlarla karşılaştırılabilirdi.

3. 
Geriatrik Hastalarda Düşme Riskini Etkileyen Faktörlerin Değerlendirilmesi
Assessment of Determinants Influencing Fall Risk Among Geriatric Patients
Elem Yorulmaz, Berna Günay, Nilgün Mesci, Büşra Üstün, Duygu Geler Külcü
doi: 10.14744/bmj.2026.67044  Sayfalar 38 - 47
GİRİŞ ve AMAÇ: Geriatrik popülasyonda görülen düşmeler, ciddi yaralanmalara ve buna bağlı fonksiyonel kayba yol açarak yaşam kalitesini belirgin biçimde azaltabilir. Bu nedenle, düşme riskinin doğru şekilde değerlendirilmesi ve katkıda bulunan faktörlerin kapsamlı biçimde belirlenmesi, özellikle geriatrik hastalarda temel bir gerekliliktir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon servisine yatırılan geriatri hastaları çalışmaya dâhil edildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, boyu, kilosu, eğitim durumu, düşme ile ilişkili olabilecek ilaç kullanımı ve yürüme sırasında kullanılan yardımcı cihazlara ilişkin veriler kaydedildi. Kognitif durum, Hodkinson Kısaltılmış Mental Testi ile değerlendirildi. Tüm katılımcılara Fonksiyonel Ambulasyon Skalası (FAS), Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ve Düşme Etkililiği Ölçeği (DEÖ) uygulandı. Ayrıca hastalarda görme problemleri, üriner semptomlar, beslenmeye dayalı risk faktörleri, psikolojik yakınmalar ve ev içi çevresel tehlikeler sorgulandı. Mobilite ve transfer sırasında gözlemlenen riskli davranışlar da kaydedildi. Hastalar düşme öyküsü varlığına göre iki gruba ayrıldı ve değişkenler arasındaki farklar gruplar arasında karşılaştırıldı.
BULGULAR: Çalışmaya 65 yaş ve üzeri toplam 54 hasta dâhil edildi. Hastalar düşen ve düşmeyen olmak üzere iki gruba ayrıldı. Cinsiyet dağılımı açısından gruplar arasında anlamlı bir fark bulundu (p=0,002). Yaş, boy, kilo, kognitif durum, FAS ve DEÖ skorları açısından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmazken, düşen grupta BDÖ skorlarının belirgin şekilde daha düşük olduğu ve mobilite ile transfer sırasında riskli davranışların daha sık görüldüğü saptandı (p=0,013, p=0,012).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmada, geriatri hastalarında düşme riskinin azalmış denge ile mobilite ve transfer sırasında ortaya çıkan riskli davranışlarla anlamlı düzeyde ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bulgular, yatırılarak rehabilitasyon uygulanan hastalarda sistematik düşme risk değerlendirmesinin, yakın gözlemin ve denge odaklı müdahalelerin düşme riskinin azaltılmasında ve taburculuk sonrası korunma stratejilerinin desteklenmesinde kritik önem taşıdığını ortaya koymaktadır.

4. 
COVID-19 Pandemisinde ‘Türk Triaj Sistemi’nin Performansı
Performance of the ‘Turkish Triage System’ During the Covid-19 Pandemic
Selman Faruk Akyıldız, Fatma Sarı Doğan, Tuba Cimilli Öztürk, Ebru Ünal Akoğlu, Yasin Bostancı
doi: 10.14744/bmj.2026.50490  Sayfalar 48 - 55
GİRİŞ ve AMAÇ: Türkiye’de, 3 renkli kodlamaya dayalı bir triaj sistemi (kırmızı: çok acil, sarı: acil, yeşil: acil değil) tüm kamu hastanelerinde zorunlu olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma, triaj sisteminin güvenilirliğini test etmek amacıyla doğrulanmış COVID-19 hastalarına verilen triaj kodlarını hasta sonuçlarına göre analiz etmeyi hedeflemektedir. Çalışmamız, daha önce güvenilirliği değerlendirilmemiş olan triaj sistemimize ilişkin veriler sunmaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 15 Mart–31 Aralık 2020 tarihleri arasında acil servise başvuran ve PCR testi pozitif olan hastalar çalışmaya dâhil edildi. Verilen triaj kodları ve hasta sonuçları retrospektif olarak analiz edildi.
BULGULAR: Toplam 7040 hastanın 4176’sı (%59,3) triajda “yeşil”, 333’ü (%4,7) ise “kırmızı” olarak kodlandı. İyileşmeyi öngörmede yeşil triajın duyarlılığı %60,29, özgüllüğü ise %78,78 idi. Kritik sonuçları ve mortaliteyi öngörmede kırmızı triajın duyarlılığı %57,14, özgüllüğü ise %96,59 olarak bulundu. Cinsiyetten bağımsız olarak 58 yaşın üzerinde olmak, kritik sonuçlar ve mortalite için prediktif bir faktör olarak saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma ile “Türk Triaj Sistemi”nin kritik durumdaki hastaları tanımada başarılı olduğu; ancak COVID-19 hasta grubunda iyileşmeyle sonuçlanan olguları ayırt etmedeki performansının orta düzeyde olduğu söylenebilir.

5. 
Omuz Ağrılı Hastalarda Düşük Yoğunluklu Lazer ve Ultrason Tedavisinin Etkinliğinin Karşılaştırılması
Comparison of the Efficacy of Low-Level Laser Therapy and Ultrasound Treatment in Patients with Shoulder Pain
Banu Aydeniz, Turan Uslu
doi: 10.14744/bmj.2026.48343  Sayfalar 56 - 62
GİRİŞ ve AMAÇ: Omuz ağrısı, üst ekstremite ağrılarının en yaygın nedenidir. Bu çalışma, son yıllarda kas-iskelet sistemi ağrılarının tedavisinde sıklıkla kullanılan düşük yoğunluklu lazer ve ultrasonun omuz ağrısının tedavisindeki etkinliğini araştırmayı amaçlamıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamıza, polikliniğimize omuz ağrısı ve hareket kısıtlılığı şikâyetiyle başvuran 60 hasta dâhil edildi. Çalışma, randomize, prospektif, tek kör bir çalışma olarak tasarlandı. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Her iki grup da TENS (Transkutanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu), sıcak kompres ve tıbbi tedavi (günde bir kez 75 mg diklofenak sodyum) aldı. Ultrason (US) tedavisi 5 dakika boyunca 1,5 W/cm² dozunda, lazer tedavisi ise 6 dakika boyunca 2000 Hz, 0,6 J/cm² ve 905 nm’de uygulandı. Tedavi, 2 hafta boyunca 10 seanstan oluştu. Değerlendirmeler tedavi öncesinde, hemen sonrasında ve 3 ay sonra yapıldı. Değerlendirmeler sırasında uyku, hareket ve dinlenme hâllerinde VAS (Görsel Analog Skala) ile aktif-pasif hareket açıklığı (ROM) ölçümleri kullanıldı. Omuz fonksiyonunun değerlendirilmesi için Constant ve UCLA skorlama sistemleri kullanıldı.
BULGULAR: Her iki grup da başlangıç değerlerine kıyasla ağrı, hareket açıklığı (ROM) ve fonksiyonel skorlarda anlamlı iyileşmeler gösterdi (p<0,05) ve bu etkiler 3 ay boyunca devam etti. VAS ağrı skorlarında veya ROM değerlerinde gruplar arasında anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0.05). Bununla birlikte, US grubu, LLLT grubuna kıyasla Constant skorunda anlamlı derecede daha fazla iyileşme gösterdi (p<0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma, hem düşük seviyeli lazer tedavisinin hem de terapötik ultrasonun omuz ağrısı olan hastalarda ağrıyı azaltmada ve hareket açıklığını iyileştirmede etkili olduğunu göstermiştir. Terapötik ultrason, omuz fonksiyonunu geri kazandırmada lazer tedavisine göre üstün etkinlik göstermiştir. Ultrason, lazer tedavisine kıyasla omuz ağrısında etkili ve güvenilir bir tedavi yöntemi olarak düşünülebilir.

6. 
Büyük Oksipital Sinir Bloğunun İlaç Aşırı Kullanım Baş Ağrısında Baş Ağrısı Sıklığı ve Uyku Bozukluğu Üzerine Etkileri
Effects of Greater Occipital Nerve Block on Headache Frequency and Sleep Disturbance in Medication Overuse Headache
Ahmet Akpınar
doi: 10.14744/bmj.2026.55822  Sayfalar 63 - 68
GİRİŞ ve AMAÇ: İlaç Aşırı Kullanım Baş Ağrısı (İAKBA), kullanılan ilaca bağlı olarak ayda 10–15 günü aşacak şekilde, üç aydan uzun süre analjezik tedavi kullanımına bağlı olarak gelişen sekonder bir baş ağrısıdır. İAKBA'lı hastalar, bu tür bozuklukları olmayan kişilere kıyasla kronik uykusuzluk gibi uyku bozukluklarını daha sık yaşamakta olup bu durum yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma, Nöroloji Kliniği'nde yürütülen, İAKBA tanısı almış ve büyük oksipital sinir (GON) bloğu uygulanmış 23 hastayı kapsayan retrospektif, tek merkezli, gözlemsel bir çalışmadır. İAKBA için ICHD-3 kriterlerini karşılayan 18 yaş üstü hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Her hasta için enjeksiyonu izleyen üç ay boyunca ortalama aylık baş ağrısı sıklığı, Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) skorları ve subjektif uyku kalitesi değerlendirmeleri kaydedilmiştir.
BULGULAR: Katılımcılar arasında ağrılı gün sayısı 18 hastada azalmış, 1 hastada artmış ve 4 hastada aynı kalmıştır. İşlem öncesi ve sonrası ağrılı gün sayıları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Katılımcıların 7'sinde EUÖ skoru işlem sonrası azalırken, 16'sında aynı kalmıştır. İşlem öncesi ve sonrası EUÖ skorları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: GON bloğu, İAKBA tedavisinde kullanılabilen etkili, düşük maliyetli, erişilebilir ve güvenli bir işlemdir. Bulgularımız, baş ağrısı gün sayısında ve gündüz uykululuğunda azalma olduğunu göstermektedir.

OLGU SUNUMU
7. 
Atipik Bulgularıyla Erken Dönem Nöroborreliyoz Olgusu
An Early-Stage Neuroborreliosis Case with Atypical Findings
Sema Yapıcı, Elif Söylemez, Mehmet Fatih Özdağ, Sibel Karşıdağ
doi: 10.14744/bmj.2026.74429  Sayfalar 69 - 73
Lyme hastalığı, Borrelia burgdorferi isimli spiroket tarafından oluşturulan ve deri, eklem, kalp ile sinir sistemi başta olmak üzere birçok organı etkileyebilen zoonotik bir enfeksiyondur. Kene ısırığından sonra genellikle ilk birkaç ay içinde ortaya çıkan sinir sistemi tutulumu nöroborreliyoz olarak adlandırılır. Bu yazıda, trigeminal sinir, periferik fasiyal sinir ve parsiyel kauda equina tutulumunun birlikte görüldüğü bir nöroborreliyoz olgusu sunulmuştur. Otuz iki yaşında erkek hasta, yüzde uyuşma, yürüme güçlüğü ve perianal bölgede his kaybı şikâyetleri ile başvurmuştur. Beyin ve spinal manyetik rezonans görüntüleme incelemelerinde patolojik bulgu saptanmamıştır. Beyin omurilik sıvısı incelemesinde protein yüksekliği saptanmış, Borrelia burgdorferi IgM antikorları pozitif bulunmuştur. Hastaya uygulanan intravenöz seftriakson tedavisi sonrasında klinik bulgularda belirgin düzelme izlenmiştir. Bu olgu, nöroborreliyozun kraniyal nöropati ve kauda equina sendromu gibi nadir nörolojik bulgular ile prezente olabileceğini göstermesi açısından önem taşımaktadır.

LookUs & Online Makale